Back to Top

Category Archives: Seçme Şiirler

 

Okumak Olmadan…

Okuduğunu yaşayanlara ithaf…

Okumak eşik, adam olmak yolsa
İnsan kemâl bulur, bu yol tutulsa
Kitaplar hazine dolu da olsa
Okumak olmadan bir yarar olmaz 

Oku! emriyle başlar yüce Kur’an

Ayet ayet inmiş mucize beyan
Her satırda o mâna kula ferman
Okumak olmadan Mevlâ yâr olmaz
 
Cihanda okumayan avaredir
Cehaletin bilmeyen divanedir
Kitapsız kalan gönül harabedir
Okumak olmadan gülizâr olmaz
 
Okudukça aşılır tüm engeller
Zihinler açılır konuşur diller
Muhabbet tatlanır şendir gönüller
Okumak olmadan söz karar olmaz
 
Duygular olgunlaşır dizelerle
Düşünce yoğrulur denemelerle
Hayat paylaşılır hikâyelerle
Okumak olmadan yazmak kâr olmaz
 
Alimlerle sohbet etmek dilersen
Tarihim tekerrür etmesin dersen
Sözüne rağbet edilsin istersen
Okumak olmadan itibar olmaz
 
Okumak lezzeti her şeyden yeğdir
Yücelmek istersen başını eğdir
Köle olsa okuyan sultandır beydir
Okumak olmadan iftihar olmaz
 
Hafızım, sözüm evvelâ sanadır
Sonra kitaplara yol bulanadır
Tutulursa şayet ruha gıdadır
Okumak olmadan insan var olmaz
  
Ahmet Türkben
Aralık /2005       
 

Ey yeşil sarıklı ulu hocalar..

ey yeşil sarıklı ulu hocalar..
bunu bana öğretmediniz..
bu kesik dansa karşı..
bana birşey öğretmediniz..
kadının üstün olduğu ama mutlu olamadığı günlere geldim..
bunu bana öğretmediniz..
hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı..
ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim
bunu bana öğretmediniz..
kardeşim İbrahim..
bana mermer putları nasıl devireceğimi öğretmişti..
ben de gün geçmez ki birini patlatmayayım
ama siz..
kağıtlardakini..kelimelerdekini..
ve sözlerdekini..
nasıl sileceğimi öğretmediniz…

(sezai karakoç)

GELİŞİNE ZEYL “Ahmet Türkben”

Nasıl yaşadığımı O’ndan gayrı kim bilebilir?

 
Usul usul gelirsin bilirim
Ayrılığı tadarım seninle
Önce benden bir parça alır
Bir sancı olursun kalbimde
Bir bir eksilir benim dediğim ne varsa
Hiçbir zaman kıymetini bilemediğim
Ve bir kez olsun babacığım diyemediğimi
Alırsın benden, beni de ondan
O zaman, bilirim seni…
 
Sonra adımların hızlanır
Değerinden hiçbir şey eksilmeyene
Gelir sıra
En güzel hitabın sahibidir andığım
Anamdır, başka ne kelime onu anlatmaya
Candır, canandır, eşsiz bir sultandır
Anamdır, gönlümde hiç dinmeyen yaramdır
Onsuz kalınca tanırım seni…
 
Dost bağından bir gül daha koparırsın
Mevsim bahardır oysa
Kanar içim, yanar özüm
Görürüm seni yakından
Kucak açmış mezarlar arasından 
Sıram gelir, anlarım…
 
Beklerim gelişini
Kar yağan ve tel tel
Dökülen saçlarımdan
Göğsüme saplanan ağrılardan
Sönen umutlardan
Ve gözümde tüten hatıralardan
Anlarım geldiğini
Duyarım ayak seslerini 
Kalabalıklar arasında
Ya da tenhalarda
Bilmediğim ve kimsenin bilemeyeceği
Bir zamanda
Yarınları planladığım bir anda 
Belki bir trafik kazasında
Kim bilir nasibim varsa eğer 
Bir savaş meydanında
Belki bir can pazarında
Yangının tam ortasında
Alırlar haberimi
Küllerim kalır ardımda
 
Toz toprak olsa da
Yorgun düşen bedenim
Hasretim alev olur,
Sararım sizi
Dillerde dua olur
Duyarım sesinizi
Perdeler kalkar belki
Düş olur yine de gelirim
Olmadı kokum gelir
Bir cuma rüzgarıyla
Ya da siz gelirsiniz bana
Neyse, siz yaşamaya bakın
Yaşamak bir fırsattır
Kazası olmaz ya
 
 
Ağlamak yok ama
Yarım kaldı her şey
Oldu mu şimdi
Ne vardı gidecek
Yaşanacak güzel günler vardı daha
Derseniz gücenirim
Dahası Mevlâ gücenir
Nice güzel günler var elbet
Gün ne demek, asırlar var yaşanacak
Sonsuza akıp giden baki zamanlar var
Sekinet var, huzur var…
 
Eşim, çocuklarım
Kalan namazlarım, bir de borçlarım
Gözüm arkamda ama
Kalmadı mecalim
Hazır değilsem de
Çoksa da günahlarım
Nadim oldum işte
Daha ne diyeyim
Layık değilsem de  
Güzel ölümlerle al beni katına
Lütfuna muhtacım
Az olsa da azığım
Rahmetini umarım
Ya Hayy…
 (Ahmet Türkben)
 
 
Ey ölüm bir gün sen de ölürsün

Senin de defterin dürülür bir gün

İbrahim

İbrahim içimdeki putları devir elindeki baltayla
kırılan putların yerine yenilerini koyan kim
güneş buzdan evimi yıktı
koca buzlar düştü
putların boyunları kırıldı
İbrahim,güneşi evime sokan kim
hazana durmuş bahçelerim solgun aydınlığında gün
düşmüş çilelerin son yaprağıda kucağına gül
bin nemrut yüklendi omuzlarına bir
bir nemrudun ocağını
bin uşakla harlasalar ateşi
yine dönüşür ibrahime gül
yanmaktadır yakılmaktadır
kor olmuştur yürekler
yeter ihya için bir selamın
Bağdad ile Şam’a gül
bin nemrut yüklendi omuzlarına bir
bir nemrudun ocağını
bin uşakla harlasar ateşi
yine dönüşür İbrahim’e gül
Asaf Halet Çelebi

İsyanlı Sükût

Gitmişti makama arz-ı hâl için,
‘Bey’ dedi, yutkundu, eğdi başını.
Bir azar yedi ki oldu o biçim…
‘Şey’ dedi, yutkundu, eğdi başını.

Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı,
Gözler çakmak çakmak, benzi sapsarı…
Bir baktı konağa alttan yukarı,
‘Vay’ dedi, yutkundu, eğdi başını.

Çekti ayakları kahveye vardı,
Açtı tabakasın, cigara sardı.
Daldı.. neden sonra garsonu gördü,
‘Çay’ dedi, yutkundu, eğdi başını.

İçmedi, masada unuttu çayı;
Kalktı ki garsona vere parayı,
Uzattı çakmağı ve cigarayı,
‘Say’ dedi, yutkundu, eğdi başını.

Döndü, gözlerinde bulgur bulgur yaş,
Sandım can evime döktüler ataş.
Sordum: ‘memleketin neresi gardaş? ‘
‘Köy’ dedi, yutkundu, eğdi başını.

Yürüdü, kör-topal çıktı şehirden,
Ağzına küfürler doldu zehirden;
Salladı dilini… vazgeçti birden,
‘Oy’ dedi, yutkundu, eğdi başını.

ABDURRAHİM KARAKOÇ

İyi Günler İlerde Anneanne

iyi günler ilerde anneanne
iyi günler ilerde
bense yirmi dört saatlik
günlerdeyim anneanne
 
rüyalarında senin ne kıyamet kopuyor
ne de bir gül düşüyor dalından
sen böyle istersin bilirim
gülümseyerek anneanne

oysa ne sarışın kızlar
göz kırpıyor esmer delikanlılara
ne de Ortadoğu
bir gül bahçesi oluyor

yine de iyi günler
ilerde anneanne
esmerliğimiz
kıyamet herkese

halime bakıp üzülme anneanne
bir bakarsın dayımla beraber
ortak bir iş kurar
belki bir süpermarket açarızne dersin, kasada da
Muzaffer durur, gülümseyerek
yok yok olur, dandy, pop-corn
ve kalve çorba satarız.

kahrolsun Amerika deriz sonra
kahrolsun Fransa Çin ve Mançurya
kahrolur biz böyle deyince
devr-i daim düzeniyle dönen dünya

Mançurya da kahrolur
niye kahrolacaksa

anneanne, müzmin
başağrılarım artıyor
işte yaşamak bu deyip dostlar
müttefiklere gülümsediğinde

anneanne, ah anneanne
çıkış yok ve bu tereke
rahmetli dedemin yüreğinden
daha eski bir mesele

yüreğimiz bölüştürülemez
iyi günler ilerde

sade ekmeği bildiğimiz
günler geçmişte
ve güzeldi anneanne
şimdi ekmek dile gelse
boğazımızdan geçişine
utandığını söylerdi

iyi günler yok!
iyi günler yok anneanne

kıyamet bize
kıyamet bize
kıyamet bize

kıyam/et bize 

HÜSEYİN ATLANSOY

Kardeşime Mektup

 

 

Kolsuz ve düğmesiz
Ve sağ göğsünde bir rozet deliği olan freng gömleği
Bekar terleriyle sırılsıklamdı
Hayata acemi erkeğinin
Ah gülüm
Onu kanla ıslatmayı becerdiğim gün
Artık ne esirlik ne zulüm
Ne de gözlerimde
Sabah tuvaletinden arta kalan sabun köpükleri

Sana döndümse şimdi ben
Bütün eski sevgilerimi yıkarak döndüm
Yaşayamadıklarım, yaşayabildiklerimden daha çok
Ve daha layıksa özlenmeye
Sesim seninle daha gür
Şarkılarım daha özgürse
Bil ki yaşayamadıklarımızı yaşanabilir kılmak için savaşmak
Seninle bir menekşeyi koklayıp soldurmaktan daha güzeldir

İsterdim öğrenmesin doğacak oğlum bile
Sana nasıl yandığımı
Ben tırnağımla koparırken ta göğsümdeki kermeleri
Doğacak çocuğuma emanet olsun
Öfkem, kılıcım, heyecanım
Ve
Yüreğim soğusun diye sevgilim
Yüzüne bakarak susacağım
Başını bağlayıp düş ardıma
SevgilimDüş ardıma
Seninle bir adım daha yaklaştım
Daha yaklaştım muradıma

Ve ben diplomalarımı yırttımsa
Bunun üstüne kılıcımı kınından sıyırdımsa
Kalleşliği bir hamlede yere vurdumsa
Savur gülüşlerini
Ne duruyorsun
Konuş
Dillerin olayım. Ağla! Dua et!
Çünkü hıncım da tazedir, sevincim de
Çünkü tek sevda var şimdi içimde
Kavgamız
Ve saflarımızda senin yerin

Nasıl da dadanmış sırtlanları
Daha gömüldüğümüz mezara
Şu küfürbaz kuşağın
Nasıl da tutmuş kuşatmış yolumuzu
Gölgesi arkadan vuranın, alçağın
Lakin bir umut bulunur daima
Bulunur elbet
Çıkıp sıyrılmaya doğru açılmış
Bir bitmez umut
Ki inancın ve aydınlığın kapısı odur
Odur başımızı dik tutarız
Odur yenilmeyiz karşılaştığımız ilk tahakküme
İlk karanlığa
İlk tel örgüye

Bizim de haberlerimiz vardır sevgilim
İkimizin arasında
Bütün kardeşlerimizin başı bağlıdır ona
Ve bizim
Çünkü bizim haberlerimiz vardır sevgilim
Sağlam ve sadık
Tutunur dağ aşarız yardımıyla
Tutunur bileniriz
Tutunur silme insan olan künyemizi
Yar kılarız sevdasına

Sana anlatacağım şeyleri kafamda toparlamadan daha
Kundaklamaya çağırıyorlar karanlığın kalleş bekçileri
Tam bir adım kala sabaha uyanıyorum
Ben ürküntüyle uyanınca
Çalıyor zilleri kafamın içinde
İğrenç utanmaz
O zaman koşup kitabımızın sözlerine saklanıyorum
Kitapİtiyor beni alanlara
Ve kitap itince beni alanlara
Görsen yiğidin ne kadar cesur
Vay heyran
Yiğidin bir özge candır
Anasına layık oğul
Çocuklarına baba
Ve sana sultandır

Esmerim, güzelim, nazlı yarim
Tam kumrular tüy düşürürken yere
Bir şafak üzere
Ve bizimkiler
Kitab’ın kavline göre ayaklanınca
Ko gideyim
Ko ki serbestlesin zincirlerimiz
Ko ki korkak,
Ko ki kaçak demesin kimse
Demesin yiğidine..

Metin Önal Mengüşoğlu

 

Kepez

 

 

 

Ansızın bir karasu iner
Deniz fenerinin gözlerine
Fener kör olur
Ve ağır ağır uyanmaya başlar
Deniz dibinin devleri
Koç sürüsü dalgalar toslaşır gerine gerine
Ötede yıkkın bir balıkçı köyünün çiçeksiz evleri
Evler ki denizlerde olup bitenleri bilmez
Bense bu kaderi iyi bilirim
Benim adım Kepez

 

Yıldızlar olmadı mı, dolunay olmadı mı
Gökyüzü de kördür
Yüreğindeki kara bulutlar
Durmadan yıldırımlar kusar
Yorgun bir gemi oturur kayalara
Karışır birbirine dua ve küfür
Korkuysa şapkasını her zaman
Kapkara bir dala asar
Bir yosun tarlasında dinlenirken
Gördüm ölümü kaç kez
Selam verip geçti gülümseyerek
Ben korkusuz Kepez

 

Kaç sünger ve inci avcısının
Kanına girdi bu denizler
Kaç taze gelin ihtiyarladı
Bu ufuklara baka baka
Her sabah
Neşeli bir ıslık aydınlığına
Evden çıkıp gidenler
Ya döndüler ya da hiç dönmediler
Yaralı akşamlara
Yalnız kalmayınca aç kalmayınca
Oğlak, kuzu melemez
Ben ne dramlar yaşamamışımdır bu kıyıda
Ben Kepez

 

Mutlu insanlarda gördüm
Gelip kollarımın arasında sevişen
Ama uzun sürmedi
Şıngır mıngır kristal ömürleri
Ne çığlıklar işittim rüzgarlardan
Mevsim mevsim değişen
Hele de yitik ekmekler gibi ayrılık türküleri
Tedirgin martıların
Kanatları vururken gez
Ben dilsiz bir görgü tanığıyım
Benim adım Kepez

 

Gün kısalır,
Bir gece de değişir renk renk haritam
Gün uzar,
Sızlayan süslü bir göğüstür Tarih-i Kadim
Sırdır, ayıptır
Gördüklerimin hepsini anlatamam
Gemiler gelip geçerken
Kaç dilden hüzünlü şarkılar dinledim
Gül yanaklı, lale dudaklı
Ne güzeller gördüm gitti gelmez
Ben hep aynı yerde beklerim
Benim adım Kepez

 

Bazen denize küser de
Gökteki yıldızlarla konuşurum
Bazen gidemediğim yerleri okşamak isterim
Bulamam ellerimi
Ay doğarken başlar
En uzun süren sarhoşluğum
Asırlar kemirse de
Koparamazlar zincirlerimi
Kimse kirli ayaklarıyla
Üzerimi tepeleyemez
Ben beş vakit
Sabrın gül suyuyla yıkanırım
Benim adım Kepez

  Bahaettin Karakoç

Münâcat

 

 

Bir teselli ver bana, onu miraç bileyim
Kulluk imtihanımı kolaylıkla vereyim
Adem’in tevbesinden, Nuh nebi gemisine

 
Takvayı kuşanarak, iman ile bineyim
 
Bir teselli ver bana, onu miraç bileyim
Yıldızlar adedince, seni tesbih edeyim
Eyyûb’un sınavından, Musa’nın tuva’sına
Sabrı bir kalkan bilip, divanına geleyim
 
Bir teselli ver bana, onu miraç bileyim
Suretimden sıyrılıp, siretime döneyim
Meryem’in duasından, İsa’nın kelamına
Muhabbetle adanıp, mucizeni göreyim
 
Bir teselli ver bana, onu miraç bileyim
Nefsimin aczini, sana şikayet edeyim
Yunus’un balığından, Yusuf’un zindanına
Nedametle arınıp, kurtuluşa ereyim
 
Bir teselli ver bana, onu miraç bileyim
Erenlerin safına, adım adım gireyim
İbrahim’in narından, oğlunun kurbanına
Aşkına hayran olup, hikmetini göreyim
 
Bir teselli ver bana, onu miraç bileyim
Yolunda nebîlerin, izlerini süreyim
Habîbin isrâsından, aşkıyla mirâcına
Bedenimden kurtulup, ruhumla yüceleyim
 
Bir teselli ver bana, onu miraç bileyim
Namaz, kılsın beni de, katına yükseleyim
Bir çorak vadi, rahmetine muhtaç yüreğim
Beni bana bırakma, budur senden dileğim
 
                        Ahmet Türkben
                          Şubat 06

 

ÖNDEN GİDENLER İÇİN

‘Sait Mutlu,Sabri Arslan,
Mehmet Emin Balyan,Ahmet
Yücel’in aziz hatıralarına’ 
 
Onlar gittiler
Yalnız bir yemin kaldı aramızda
Ben şimdi bu yanda
Kasılmış çıplak bir kurşun gibiyim
Namluda.
.
Onlar gittiler
Topraktan bir işaret taşıyarak alınlarında
Ben şimdi bu yanda
Gerilmiş bir an gibiyim
Doğumla ölüm arasına.

Onlar gittiler
Gelen zamandan bir haber gibiydiler.

Ben şimdi bu yanda
İçilmiş bir and için bekleyenim
Kurulmuş saat gibi.

Onlar gittiler
Giderken bir muştu gibiydiler.

Ankara, 1968
ERDEM BEYAZIT